Yüreği Sevgi Dolu Bir Davetci

Bir Gönül Mücâhidi:

ABDULLAH FARUKİ el-MÜCEDDİDİ

(Rahmetullâhi Aleyh)


Muzaffer Yalçın Hocaefendi İle İlim ve Gönül Eri Olarak Üstad Abdullah Fârûkî el-Müceddidî (k.s.) Üzerine Sohbet



    -Merhum Üstadımızın vefatından sonra gördük ki, büyük bir ilmi miras kalmış bulunuyor. Bir üstadın ilim mirasını devralacak ve sürdürecek olanlar ise talebeleridir şüphesiz. Bu bakımdan Hocaefendi'nin insanlığa bıraktığı bu manevi mirası değerlendirir misiniz?

    -Bismillahirrahmanirrahim.

    Alemlerin Rabbi olan Yüce Mevlamız'a hamd olsun. Onun Habib-i Edibi'ne salat ve selam olsun. Abdullah Farukî Hocaefendi, gerçekten de bırakmış olduğu tefsirî risaleler, fıkhı risaleler ve sünnet-i Rasulullah ışığı altında yazmış olduğu edeb risaleleriyle mü'minlere ışık tutacak güzel bir ilmi miras bırakmıştır. Onun bıraktığı bu ilmi miras, bununla da kalmayıp, kendi şahsında ziyadesiyle yaşadığı ve tattığı büyük bir Allah (c.c) sevgisi ve Rasulullah (s.a.v) aşkıdır ki, bu da onun bıraktığı ilmi mirasın diğer kanadını teşkil eden manevi bir mirastır. Onu tanıyan ilim sahibi alimler, Hocaefendi'nin sahibi olduğu zahiri ilmi yakinen bilirler. Özellikle son zamanlarda yapmış olduğu tefsir çalışmalarıyla birçok yanlış anlayışı bertaraf etmeye çalışmıştır. Derginizde de yayınlanan ve büyük ilgi gören Duha Süresi tefsir çalışması, bu alandaki hizmetlerinin en güzel örneklerindendir.

    Hocaefendi, İslam'ı Rasulullah (a.s)'ın tavsiyesi doğrultusunda telakki etmiş olduğundan, Kur'an-ı Kerim'in, Cenab-ı Hakk'ın muradı üzere anlaşılabilmesi için sünnet-i Rasulullah'ın bilinmesi gerektiğini ifade etmiştir.

    Bu nedenle ömrünün 25 senesinde hadis ilmiyle meşgul olmuştur. Sohbetlerinde bu yüzden hadis-i şeriflerle konuşmaya son derece dikkat ederdi. Kendisine sorulan sorulara da mümkün mertebe hadisle ve Rasulullah (s.a.v)'in hayatından örnekler vererek cevap verirdi. Peygamber Efendimiz'in "Eddebenî Rabbi feahsene te'dibi" hadisini çokça söyler ve Müslümanların ancak Rasulullah'ın ahlakına, yaşayışına tabi olmakla kurtuluşa erebileceğini ifade ederdi. Kendisi de gücü yettiğince Rasulullah Efendimize tabi olarak yaşamaya azami gayret göstermiştir. Bu gayreti irtihal ettiği ana kadar da devam ettirmiştir, Elhamdülillah.

    Müsaadenizle şu noktaya da dikkat çekmek istiyorum: Hocaefendi gerçekten Tevhid ehli bir alim idi. Tevhidi inanışa ve yaşayışa zarar verici en küçük bir olaya dahi tahammülü yoktu. Etrafındaki talebelerini ve sevdiklerini daima Tevhidi yaşayışa sevk ederdi. Sohbetlerinde itikadî konuları işler, bunları anlatırken Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat anlayışından zerrece ayrılmazdı. Son zamanlarda toplumumuzda cereyan eden yanlış itikadî akımlara karşı. bunları bertaraf edici, tertemiz ve doğru bir inancı ortaya koyan itikadi konuları içeren bir eser kaleme almak istemiş, fakat Rabbimiz'in takdir ettiği ömrü bunu gerçekleştirmeye imkan vermemiştir.

    Manevi mirasa gelince; Abdullah Faruki Hocaefendi, Kur'an'ın ve sünnet-i Rasulullah'ın çizgisiyle tasavvufun manevi güzelliklerini bir potada birleştirmiş ve böylece tasavvufi yolda torunu olduğu İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin metodunu tercih etmiştir. İmam-ı Gazali'nin yeni bir mezhep kurabilecek ilmi seviyeye sahip olmasına rağmen, İmam-ı Şafiinin mezhebini takip etmesi gibi, Abdullah Faruki Hocaefendi de manevi alandaki yüksek ilmine rağmen, terbiyesinde yetiştiği büyüklerinin yoluna uymayı tercih etmiştir. Bu da onun yüksek edebinin işaretidir. Cenab-ı Hak (c.c) bizlere de onun güzel edebinden istifade etmeyi nasip eder İnşaallah, amin.

    -Hocaefendi'nin siret ve şemaili hakkında neler söylemek istersiniz?

    -Hocaefendi'nin siret ve şemaili hakkındaki düşüncelerimi ifade ederken bunu iki yönde yapmak istiyorum

    Birinci dikkat çekmek istediğim şey şudur. Gerçekten de onu tanıyanlar iyi bilirler ki o, içine girdiği toplumda derhal dikkat çekecek bir hilkate sahipti Hz. Ömer Efendimizin nesebine mensub olması ve onun soyunun özelliklerini taşıması da bu dikkati bir kat daha artırıyordu. Soy isimlerinin FARUKİ oluşu da bu münasebetledir. Cenab-ı Hakk kendisine adeta yüklendiği manevi yükün büyüklüğünü kaldıracak kabiliyette bir bedeni yapı nasib etmişti. Kendisi cevval ve aynı zamanda korkaklığı cimriliği asla sevmeyen bir yapıya sahipti.

    Sizlere ifade etmek istediğim ikinci yönü ise, onun şemailine de sirayet eden kalbindeki imanın, Allah (cc) sevgisinin, Rasulullah aşkının tezahür yönüdür. Gerçektende O, "Sözleriyle insanların ilmini artıran, yaptığı amelleriyle ahiret hayatını, görüldüğü zaman ise Allah (c. c) 'ı hatırlatan" kimse olarak hadis-i şerifte ifade edilen salih insanların vasıflarıyla muttasıf bir kişi idi. Bu sözlerim ona olan sevgimin bir tezahürü olarak değil, herkes tarafından açıkça görülen bir hakikatin tesbiti şeklinde anlaşılmalıdır.

    Bakınız, 1992 yılında Cenab- ı Hak (c.c) kendisiyle beraber kutlu topraklara bir hac yolculuğu nasip etti. Ravza-i Mutahhara'da karşılaştığım bir olayı sizlere aktarmak istiyorum: Hocaefendi, hac ibadeti sırasında zamanının çoğunu Mekke'de iken Kabe'de, Medine'de ise Ravza-i Mutahhara'da geçirmeye dikkat ederdi. Medine'de Ravza'da bulunduğumuz günlerde Pakistanlı bir alim ve Allah (c.c) dostu, sürekli bizimle oturmaya, Hocaefendi'nin yanında bulunmaya dikkat ediyordu. Bir gün kendisi Abdullah Faruki Hocaefendi hakkında şöyle söyledi: "Ben birçok alim ve Allah dostu tanıdım ama Faruki Hocaefendi'de ilim ve feyiz bir derya gibi.. Onun kalbinin nuru cemaline aksetmiş" diyerek yanından ayrılmayışının sebebini izhar etti.

    -Hocaefendi ile tanışmanız nasıl oldu?

    -Hocaefendi ile tanışmam İlahiyat Fakültesindeki öğrenim yıllarına rastlar. Onun şahsiyetinden haberdar olmam, kardeşim vasıtasıyladır. Kendisinin ismini bu münasebetle duymuş, hizmetlerini de sevenleri vasıtasıyla öğrenmiştim. Böylelikle, görmediğim halde Cenab-ı Hak, Hocaefendi'ye karşı büyük bir kalbi muhabbet nasip etti. Bu sevgiyi nasip eden Rabbim'e sonsuz hamd ediyorum. Daha sonraki yıllarda tatil esnasında Hocaefendi Kırıkkale'yi teşrif ettiler. Orada tanışmak ve konuşmak nasip oldu. Kendileri de bize karşı büyük bir sevgi ve teveccüh gösterdiler. Bu kalbi bağlılık, ileriki dönemlerde daha da ziyadeleşti. Bu vesileyle kendisinin maddi ve manevi ilminden istifade etme imkanı buldum. Tanıdığım ilk yıllarda kendisinde gördüğüm ahlak-ı Rasulullah üzere yaşama gayreti ve Peygamber Efendimize karşı inanılmaz sevgisi, hayran olduğum en önemli hususlardan biri idi. Bu sevgiyi ve itaati, hayatının son anına kadar her geçen gün artan bir iştiyakla taşıdı. En büyük sevinci de sevenlerinin gönlüne taşıyıp filizlendirdiği Allah (c.c) ve Rasulullah aşkının ve itaatının tezahürlerini onlarda görmek olmuştur. Küçücük bir çocuğun dahi Rasulullah Efendimiz'in bir ahlakına uyduğunu görmesi, onu büyük bir sevince boğardı. Bunu da yüzündeki tebessümle beraber akan gözyaşlarıyla ifade ederdi. İşte Hocaefendi'yi bu duygu ve güzelliklerle tanımak nasip oldu.

    -Üstadımızın hoca-talebe ilişkileri konusundaki tutumu; hakkında bizi aydınlatır mısınız?

    -Efendim, her şeyden evvel Hocaefendi'nin ilme karşı büyük bir sevgisi vardı. ilmi ve ilim sahibi insanları çok severdi. Kendisi de ilim sahibi bir insandı. Bu münasebetle ilim tahsil eden talebeleri de çok severdi. Bir insanın geriye bırakacağı en güzel mirasın, ilim ve güzel ahlak olduğunu ifade ederdi. Bu yüzden talebelerinin yetişmesinde son derece titizlik gösterir, onlardaki bir noksanlığın giderilmesi konusunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmazdı ve şöyle derdi: "Evladım, sizdeki bir hatayı gördüğüm halde onun sizden gitmesi için gayret etmezsem, emanete karşı hainlik yapmış olurum. Bunun hesabını yarın mahşer günü Rabbim'e nasıl veririm?" İşte Hocaefendi'nin hoca-talebe ilişkisine bakış açısı böyle idi. Başka illerde bulunan talebelerini de giderilmesi gereken veya onlara ilmi yönden aktarılması gereken bir konu olduğunda, meşakkatine aldırış etmeden oralara kadar gider, bu ilmi güzellikleri onlarla paylaşırdı. Abdullah Faruki Hocaefendi'nin bu gayreti, yetişmesini üstlendiği bir insanda Allah (c.c) ve Resulü'nün hoşnut olmadığı bütün kötü ahlakı onlardan giderme ve Ehl-i Sünnet anlayışını en güzel bir şekilde talebelerine aktarma gayretidir. Bununla beraber, son derece güzel huylu, yumuşak tabiatlı ve yüreği sevgiyle dolu olan Hocaefendi'nin, talebeleriyle kuvvetli bir sevgi bağı vardı. Sofrasını daima onlarla paylaşır, en ufak rahatsızlıkları olanla dahi bizatihi kendisi ilgilenirdi. Hocaefendi ile talebeleri arasındaki sevgi bağını daha güzel ifade edebilmek için, müsaadenizle şu olayı sizlere aktarayım: "Başka illerde bulunan bazı talebeleri, Hocaefendi'nin feyiz ve ilminden istifade etmek amacıyla kendisini ziyaret etmek isterler, fakat yol masrafını, karşılayacak imkan bulamazlar, yol tedarikini elde etmek amacıyla beldelerindeki tarlalarda günlük işçi olarak çalışıp yol paralarını temin ederek Hocaefendi'yi ziyaret ederlerdi. Bu ve benzeri birçok güzellikler, onun talebeler; arasındaki yüksek gönül bağının en güzel örneklerindendir.

    Abdullah Faruki Hocaefendi, bu gönül bağıyla itikadı Ehl-i Sünnet üzere olan, ahlakını Rasulullah Efendimiz'in ahlakından örnek alan, salih amel işleyen, gönlü Allah (c.c) ve O'nun Habibi'nin aşkıyla yanan ve bu dine hizmeti ibadet telakki eden talebeler yetiştirmeye gayret etmiştir. Mevlamız da bu konuda kendisini İnşaallah başarıya ulaştırmıştır. Rabbim hizmetinden sonsuz razı olsun, amin.

    -Amin. Bildiğimiz üzere Üstadımız çokça seyahat ederdi. Bu seyahatlere iştirak edenlerden biri olarak neler söylemek istersiniz?

    -Gerçekten de Hocaefendi seyahat etmeyi seven bir insandı. Fakat bu seyahatleri daima faydalı bir gaye için olmuştur. İlmi birikimini zaman-zaman yaptığı bu seyahatler vasıtasıyla sohbetlerinde aktarırdı. Seyahatlerinde birçok faydalı gayeyi bir araya toplar, talebelerinin içine düştükleri bir sıkıntıları varsa onları giderir, hem onlara ilmi sohbetler yapar, hem de ameli bakımdan örnek olarak onların her güzel alanda yüksek derecelere ulaşmalarına gayret gösterirdi.

    Onun bu husustaki güzelliklerinin başında bizatihi kendisinin her yönüyle örnek bir hayat yaşaması gelir. Kendisinin yüksek bir ahlakı olmasına rağmen, yolculuklar hususunda bir defasında; "Evladım, biz bu seyahatlere noksanlıklarımızı ikmal etmek için çıkıyoruz, çünkü kemalatın sonu yoktur' demişlerdi. Yolculuk esnasında gerek bizlerin, gerekse karşılaştığımız insanların yanlış hal ve davranışlarını büyük bir hoşgörüyle karşılar, bizleri incitmeden o hareketimizin yanlışlığını bizlere güzel misallerle anlatırdı. Yolculuk esnasında kendisiyle beraber bulunan talebelerinin tavırlarını son derece büyük bir dikkatle takip eder, insanlara örnek olan kişilerin her an dikkatli hareket etmesi gerektiğini söylerdi. Yolculukları sırasında, yolculuğa çıkış saatlerini ve gideceği yerlere varış saatlerinin sünnete uygun olmasına dikkat eder, hiçbir konuda insanlara sıkıntı olmazdı ve vaktini en faydalı bir şekilde değerlendirmeye çok dikkat ederdi.

    Yolculukları esnasında dikkat ettiği diğer önemli bir husus; ziyaret ettiği her beldedeki ilim ve fazilet sahibi insanlarla görüşüp onlarla karşılıklı ilmi sohbetlerde bulunmalarıydı. Böylelikle bizler de bu ilim meclislerinden istifade ve salih insanlarla tanışma imkanı bulurduk.

    Yapmış olduğu tefsir çalışmalarını onlara aktarır, onlar vasıtasıyla da birçok insana ulaşmasını sağlardı.

    -Hocaefendi'yle ilgili olarak bizimle paylaşmak istediğiniz bir hatıranız var mı?

    -Elbette ki 12 seneye varan teşrik-i mesai içerisinde, Rabbim Hocaefendi'nin yanında pek çok kıymetli olaya şahid olma imkanını nasip etti. Ben sizlere son derece dikkatimi çeken, aynı zamanda Hocaefendi'nin dini şahsiyetini de ifade eden bir olayı sizlere aktarayım:
    "Bir seyahat esnasında yine ilmi bir sohbet için Sultanbeyli'ye gitmiştik. Sohbet tamamlanmış ve oradan ayrılmaya hazırlanıyorduk. Hocaefendi; "10 dakika sonra kalkacağız, bu esnada sorusu olan bir kardeşimiz varsa sorsun, bilgimiz dahilinde ise cevap vermeye çalışırız İnşaallah" dediler. Sohbette bulunan kardeşimiz; "Hocam, biz ne soralım? Siz bize dinimizi anlatın, biz de ona uyalım" deyince, birden büyük bir titizlikle "Elbette anlatırız" diyerek o 10 dakika içerisinde İslam dinini itikad, amel ve ahlak yönünden o kadar güzel özetledi ki, hayran oldum. O an şöyle düşündüm: 'Bir insan şu tavsiyelere tam ittiba etse, Allah (c.c)'ın izniyle kurtulur.' Beni hayrete düşüren esas olay ise Hocaefendi'nin, o şahsın sözü karşısında takındığı ciddi tavırdı. Oradan ayrılıp araba içerisinde birlikte giderken, benim aklımda bu düşünceyle meşgulken Hocaefendi bana dönerek; "Evladım, neden bu kadar şaşırdın, Cenab-ı Hakkın huzurun da toplandığımız gün, o kardeşimiz bizden şikayetçi olsa ve; 'Ya Rabbi, falanca kuluna dinini sordum, ilim verdiğin halde bana emirlerini anlatmadı' derse, biz bunun hesabını nasıl veririz? işte benim bu şekilde davranışımın sebebi budur' diyerek dini tebliğ konusundaki anlayışını da izhar ettiler. Bu olay onun dini kişiliğini örnek alma hususunda bende derin izler meydana getirmiştir. Tabii ki Hocaefendi'nin yanında şahid olduğum hadiseler bunlarla sınırlı değildir. Ama İnşaallah ileriki yıllarda onun şahsiyetini, görüşlerini ve güzel ahlakını anlatan bir eser kaleme almak istiyorum. Bu güzellikleri orada anlatma imkanı bulurum inşallah. Böylece sevenleriyle bu güzellikleri paylaşmak, onu tanıma fırsatı bulamayanlara da bu vesileyle Hocaefendi'yi tanıtmış oluruz.
    -Hepimizi üzen bu vefat hadisesiyle ilgili olarak Hocaefendi'nin sevenlerine neler söylemek istersiniz? Bundan sonra nasıl davranmak gerekiyor?<br>
    -Efendim, her nefs sahibi gibi, Hocaefendi de bu ölüm penceresinden geçecekti. Nitekim 11 Aralık 1999 günü Mevla bizi bu gerçekle karşılaştırdı. Onun aramızdan ayrılışı gerçekten kendisini tanıyan herkesi derin bir üzüntüye sevk etti. Üzülmemek mümkün değildi. Çünkü Rasulullah Efendimiz (s.a.v), bir hadis-i şerifinde; Alimin ölümü, alemin ölümü gibidir" buyurarak, onların kıymetlerini bizlere haber veriyordu. Fakat o, Allah (c.c)'ın ve Resulü'nün aşkıyla, güzelliklerle dopdolu, tertemiz bir hayat yaşadı. Kırk yıllık çabasının neticesinde Allah'a ve Resulü'ne itaat duygusuyla yoğrulmuş büyük bir aşk seli bırakmıştır. Ve son nefesinde de hayatı boyunca hiç dilinden düşürmediği Yüce Mevlamız'ın o güzel ismini terennüm ederek Rabbimiz'e yürüdü. Peygamber Efendimiz'in dar-ı ukbaya irtihal eylediği yaşta, yani 63 yaşındaydı ve o'nun yaşında iken vuslatı arzu ediyor, çeşitli vesilelerle de buna işaret ediyordu. İşte o, bu güzellikle o Yüce Yaratan'a kavuştu. Rabbim kendisini, aşkıyla yandığı Rasulullah Efendimiz'e komşu eylesin inşaallah.

    Bizlere gelince; biz onun gibi bir kıymetten, bir ilim pınarından, bir aşk deryasından mahrum kaldık. Çünkü böyle insanlar kolay yetişmiyor bu zamanda. Rabbim bizleri şefaatlerine nail kılsın inşallah.

    Son olarak şunları söylemek istiyorum: Benim burada sizlere anlattıklarımla Hocaefendi'yi kamil manada anlatabilmek mümkün değildir. Çünkü bir ömür verilerek elde edilen ve her anı güzelliklerle dolu bir hayatı ve bu güzel şahsiyeti böyle dar bir çerçevede ifade etmenin zorluğunu sizler de takdir edersiniz. Ama Rabbim'in nasip ettiği kadarıyla denizde bir damla misali anlatmaya çalıştım. Bizimki o kabildendir. Yoksa Hocaefendi, bizim anlattığımızın çok fevkinde bir ahlakı kemalata ve ilmi olgunlaşmanın ferasetine sahiptir. Sevenlerine şunu hatırlatmak istiyorum; onu anlamış olmanın bana göre tezahürü, Allah'a ve Resulü'ne itaatta istikamet üzere aşk ile yürümektir. Onun bütün gayreti de bu düşünce üzereydi sanırım.

    Sizlere de Hocaefendi'nin şahsiyeti hakkındaki bu gayretinizden dolayı teşekkür ediyorum. Bu vesileyle Abdullah Faruki Hocaefendi'nin kederli ailesine ve bütün sevenlerine taziyelerimi sunuyorum. Sözlerimi, kendisi hakkında yazdığım şu dörtlükle tamamlamak istiyorum:

                        Yaratan, kullarının arasından seçti aldı,
                        Tevhidin nurunu o güzel gönlüne saçtı
                        Veysi olarak HAK, dostlarının arasına kattı
                        HAKK'ın muradı olan güzel Efendim
                        Bu can sana bir değil, bin defa kurban
EFENDİM.


Geri   Pencereyi Kapat