Yüreği Sevgi Dolu Bir Davetci

Bir Gönül Mücâhidi:

ABDULLAH FARUKİ el-MÜCEDDİDİ

(Rahmetullâhi Aleyh)


Âl-i İmran Sûresi 14. Âyetinin Tasavvufî Tefsîri

Dünyâ Hayâtının Geçici Nîmetleri

Abdullah Fârûkî el-Müceddidî(k.s.)
    Elhamdülilâhi Rabbi'l-Âlemîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ Rasûlinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ Muhammedin eshâbihî ve ezvâcihî ve evlâdihî ve etbâihî ve ehl-i beytihî ve ümmehâtihî ve ebîhi bi-adedi külli şey'in fi'd-dünyâ ve'l-âhireti ve kezâlik. Ve'l-hamdü lillâhi Rabbi'l-Âlemîn.
Bu yazımızda Âl-i İmran Sûresi 14. âyet-i kerîmenin ledünnî tefsirini yapmaya çalışacağız. Bütün yardımların hepsi Rabbü'l-Âlemîn'den, kusurlar ise nefsimizdendir.
    Cenâb-ı Hak bu âyet-i kerîmede meâlen; "İnsanlara; kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, cins atlar, davarlar, ekinler, nefsin zevklerini çekici, câzip hale getirildi. Fakat bunlar, dünya hayatının geçici nîmetleridir. Oysa akıbetin güzelliği, Allah'ın yanındadır." buyuruyor .
Bu âyet-i kerîmeyi iki ana bölümde açıklayacağız:
BİRİNCİ BÖLÜM
    - Kadınları, evlatları, altınları, gümüşleri, atları, develeri ve bütün eşyaları Cenâb-ı Allah nefsin ve şehvetin hoşuna gidecek, cazibeli bir şekilde yaratmıştır. Eğer insanoğlu bunlara aldanıp bağlanırsa bunlar Allah'tan uzaklaştıran tuzaklar olur.
İKİNCİ BÖLÜM
    -Bu eşyaların dünyada geçici ve fânî olduğu âhiretin ise bâkî olduğu ve bütün güzelliklerin de Allah'ın rızasına ve katında olduğu beyan edilmektedir.
Şimdi yukarıda belirttiğimiz bu iki bölümü izah edelim:

ÂYETİN BİRİNCİ BÖLÜMÜ

    Cenâb-ı Hak Azîmüşşân Hazretleri, burada sayılan şeylerin yaratılış itibariyle cazibeli olduğunu belirtiyor. Başta kadınlar, oğullar, paralar, altınlar, gümüşler, dövizler, binek hayvanları, otomobiller öyle cazibelidirler ki; insanı Cenâb-ı Hakk'tan ve O'nun o güzel dininden alıkoyan bir tuzak haline geliverirler. Zaten bu dünya ve dünyanın içindeki fânî nîmetler, imtihan için yaratılmıştır. İnsan oğlunu Allahu Teâlâ dünya ve içindeki fânî nîmetlerle, insanoğlunun sahip olduğu nefis illetinden dolayı imtihan etmektedir.
    Kişi nefsine, heva ve hevesine kapılıp, Allah'tan uzaklaşıp dünyanın fânî nîmetlerine aldanıp onunla ömrünü tüketmektedir. Ve bundan dolayı hesaba çekilmektedir. Böylece, dünyanın içindeki kadınlar, oğullar, atlar, eşyalar gibi dünyalık nîmetlere aldananlar gaflet uykusundadırlar.
    Nasıl ki normal bir uykuda olan insanın etrafında cereyan eden hiçbir hadiseden haberdar olmazsa gaflet uykusunda olanda böyledir. Gaflet uykusunda olan kişi ne Allah(c.c)'ı ne Resûlullah (s.a.v)'ı ne de Rabbü'l Âlemin'in dostlarını tanıyamaz. Nefsin şehevî arzuları onu öyle gaflet perdesiyle örter ki hesaba çekileceğini dahi unutturur. Fânî olan dünya lezzetleriyle, nefsinin şehevî arzularıyla gaflet uykusundaki kişi ömrünü doldurur. Böylece Cenâb-ı Hakk'ın rızasından uzak, nefsinin arzularına yakın bir hayat yaşar. Sonunda da dünya da yaşadığı bu imtihanları kaybeder. Öldükten sonra hesaba çekilir. Adâlet-i ilahî tecellî eder. Efendimiz (s.a.v) bir hadîsinde; "Cehennemin önü nefsin hoşuna giden şeylerle doldurulmuştur. Cennetin önü de nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle doldurulmuştur." buyurmaktadır.
    İşte nefis, cehennemin önündeki şeyleri otlaya otlaya doğruca cehenneme düşer. Allah'tan uzaklaştıran şeyler ise; kadın sevgisi, çocuk sevgisi, içki, kumar, zina, Allah'ın emirlerine isyan gibi cehennemin önüne yerleştirilen tutsaklardır. Allah Teâlâ başta peygamberlerini olmak üzere salîh kullarını ve diğer insanları ilk önce kadınlarla imtihan etmiştir. En şiddetli imtihan da kadınlarla olan imtihandır. Allah Teâlâ örneğin; Hz. Adem (a.s)'i Hz. Havva ile, Hz. Yakup (a.s)'u oğlu Hz. Yusuf (a.s)'la, Hz. Yusuf (a.s)'u Hz. Züleyha ile, Hz. Eyyub (a.s)'u hanımı, evladı, sürü sürü atlar ve koyunlar ile yani kadın evlat ve mal ile imtihan etmiştir.
    Âyet-i kerîme'de ise Cenâb-i Hak:
    "Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür." buyurmuştur.
    Bir başka âyet-i celîle'de ise;
    "Biliniz ki; mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer fitne'dir." buyurmuştur.
    Ancak bütün kadınlar, evlatlar ve mallar bu âyet-i kerîmenin kapsamına giremez. Hz. Hatice (r.anha), Hz. Fâtıma (r.anha), Hz. Âişe (r.anha) gibi hanımlar nasıl fitne olsunlar ki; onlar bu dinin yayılmasında en büyük paylardan birine sahiptirler. Sâliha kadınlar ve evlatlar kişi için büyük bir kazançtır. Sâliha kadın kişinin dinin yarısını tamamlar, sâlih evlatlar ise âmel defterinin sürekli açık olmasına vesile olur. Mallar hakkında ise Allah Resulü (s.a.v); "Cömert'in elinde mal ne güzeldir." buyurarak elindeki malı Allah için harcayanlar da o malın fitne olmayacağını belirtmiştir.
    Aslında imtihanlar içinde en şiddetli olanı kadınlarla yapılan imtihandır. Cenâb-ı Hakk da Yusuf Sûresi'nde kadınların hilelerinin daha büyük olduğunu âyet-i kerîmeyle beyan ediyor:
    "Muhakkak sizin tuzağınız gerçekten büyüktür."
    Efendimiz (s.a.v) de; "Benden sonra size en büyük fitne olarak kadınları bırakıyorum." buyurmuştur.
    Görüldüğü üzere sevgi; şehvetin şiddetli arzu ve isteklerinden yaratılmıştır. Eğer bu sevgiye, nefsin arzu ve istekleri ağır basarsa, Kur'ân-ı kerîmdeki bahsedilen hevâ ve heves haline gelir. Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede;
    "Heva ve hevesini ilah edineni gördün mü?" buyuruyor.
    Hevâ ve heves, nefsin şiddetli istek ve arzularıdır. Eğer o sevgiye, ruhun istek ve arzuları ağır basarsa o zaman o sevgi Cenâb-ı Hakk'ın aşkına dönüşür. Zira ruh Allah'tandır.

ÂYETİN İKİNCİ BÖLÜMÜ

    Bu cazibeli olan dünyâ metâlarının bulunduğu bataklıktan, insanoğlu kendini nasıl kurtarıp Cenâb-ı Allah'a yönelebilir. İnsanoğlunun kendi başına dünyadaki bu eşya sevgisinden kurtulması mümkün değildir. Ancak Allahu Teâlâ'nın yardımıyla bu tuzaklardan kurtulunabilir. Dünyanın bataklığına saplanmış kimse için o dünya sevgisinden daha kuvvetli bir sevgi olacak ki onu o bataklıktan kurtarabilsin. İşte o sevgi de "Allah sevgisi"dir
    İnsan uyuduğu zaman nasıl ki hiçbir şeyden haberdar olmazsa, gaflet uykusunda olanlarında ne Cenâb-ı Hakk'tan, ne emirlerinden, ne de hesap gününden haberleri olmaz. Böyle kimselerin bu halden kurtulması için Allah sevgisini bulmaları şarttır. O halde bu sevgi nasıl bulunacak?
    Ancak Cenâb-ı Hakk'ın sevgi ve rızasını kazanan bir kulunu bulup sevgiyi o Allah dostundan alınması lazımdır. Zaten peygamberlerin gönderiliş gayelerinden biri de insanları dünya bataklığından kurtarıp Allah'a itaâte ve Rabbü'l-Âlemin'in sevgisine götürmektir. Peygamberlerden sonra bu vazife Cenâb-ı Hakk'ın dostlarındadır. Allah dostu öyle bir kimsedir ki, kişiye Rabbini sevmeyi öğretir.
    Bir hadîs-i kudsîde Cenâb-ı Hak Cebrâil (a.s)'a; "Ey Cebrâil ! Ben yeryüzündeki filan kimseden razı olup sevdim, sen de onu sev" der. Cebrâil (a.s)'da gökteki bütün meleklere ve ruhaniyetlere bu kişiyi bildirir ve o ruhaniyetler de o sâlih kulu severler.
    Dünya bataklığından kurtulup hidayet olunan o kul bir Allah dostuna yaklaştıkça ona karşı sevgisi artmaya başlar. Hakikatte artan ise Allah sevgisidir. Onun sohbetlerine iştirak edip terbiyesinden geçtikçe yavaş yavaş dünya sevgisinde o kulun kalbinden çıkar.
    Terbiyesinde bulunduğu Allah dostu o kişiyi akıl, sevgi, îman, ilim, ihsan, ihlas, tevbe ve rıza kapılarından geçirerek Allah (c.c)'ın aşkına (vuslata) ulaştırır. Ve böylelikle baştan dünyanın ziynetleri arasında kaybolan o kul Allah dostunun vesilesiyle bu sekiz kapıdan geçerek Allah aşkına vasıl olup Âl-i İmran sûresi 15. âyetin sırrına mazhar olur. Bu âyet'te Cenâb-ı Hak:
    "Deki; Size bunlardan (dünyalık ziynetlerden) daha iyisini bildireyim mi? Takva sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını çok iyi görür." buyuruyor. Dolayısıyla bu 15. âyet bir anlamda 14. âyetin tefsiridir.
    Yani özet olarak o dünya ziynetlerinin sevgisinden bir Allah dostunun vesilesiyle onun terbiyesi altında kurtulan kimse sonunda Allah sevgisine, Cenâb-ı Hakk'ın rızasına ve cennete kavuşur.


Vallahu a'lemu bi-murâdihî...
Ve's-selâmu alâ men ittebe'a'l-hüdâ.


Geri   Pencereyi Kapat