Yüreği Sevgi Dolu Bir Davetci

Bir Gönül Mücâhidi:

ABDULLAH FARUKİ el-MÜCEDDİDİ

(Rahmetullâhi Aleyh)


Âl-i İmran Âyet 110'un Ledünni Tefsiri

    Cenab-ı Hak Al-i İmran Süresi'nde şöyle buyuruyor:
    "Ey kullarım, Allah'ın rahmetine koşun. O rahmet ki cennettedir. O cennet ki kapılan yerle gök arası kadardır. O cennet ise müttakîler için hazırlanmıştır".
    Ayeti-i kerîmenin devamında Cenab-ı Hak, müttakî kişilerin vasıflarım da vermektedir:"Şu kimseler ki (muttakîler) bollukta ve darlıkta, Allah yolunda infak ederler. Onlar öfkelerini yutkunurlar. Onlar, halkı da affederler. Allah iyilik edenleri sever." {2)
    Burada muttakîlere ait dört sıfat vardır. Bir alttaki ayet-i kerîmede ise şöyle buyruluyor:"Kim nefsine zulmedip bir kötülük işlerse, yine hemen Allah'ı anar, tövbe ederse, Allah da onu affeder." {3)
    Cenab-ı Hak böylece, muttakîlere ait beş sıfat belirtmiş oluyor:
    -İnsan günah işleyebilir;
    günah işlemeye müsaittir. Ama müttakî insanlar hemen tövbe ve istiğfar eder.
    -Bollukta ve darlıkta Allah yolunda infak ederler.
    -Öfkelerin! yutarlar. -İnsanları affederler.
    -İyilik ettikleri İçin
    -Allah muttakîleri sever.
    -Yine Al-i İmran Süresi'nde şöyle buyuruluyor:"Siz insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men edeler, Allah'a inanırsınız." (4)
    "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun, işte onlar, kurtuluşa erenlerdir." (5)
    Burada bir cemaate sesleniyor Cenab-ı Hak. Bu ayet-i kerîmelerde bu topluluğun vasıfları da gizlidir. Halbuki biraz önce verdiğimiz Al-i İmran 133. ayetinde muttakîlerin vasıfları teker teker sayılmıştır.
    (Darlıkta-bollukta intak ederler, öfkelerim yutarlar...) Burada ise, bahsedilen topluluğun vasıfları gizlidir. Aslında bu ayetlerde altı sır vardır:
   
Birinci sır:

    "Sizden hayra çağıran..." buyuruluyor. "Hayır" ne demektir?
    Hayır: Tevhid akîdesini iletmektir. Yani hayrın en üst noktası tevhittir. La ilahe illallah, Muhammedü'r-Resülullah cümlesini ikame ettirmektir. "Hayr" budur; hayrın en üst de-recesi budur. Çünkü bundan daha hayırlı bir şey olamaz. İn-sanlan tevhide davet etmek en büyük hayırdır.

    İkinci sır:

    "İyiliği emredip..." buyuruluyor. Burada "iyilik" (ma'rüf) nedir?
    "ayılık" da burada, Cenab-ı Hakk'ın kullarına Kur'an vasıtası île Resulullah Efendimiz'in şahsında tebliğ ettiği emirlerdir:
    Namaz, oruç, hac. zekat, helal, haram... Bu emirlere itaat etmek... İşte "iyilik" budur. Bir insanın diğer bir insana yapacağı en büyük iyilik, bunlar* yapması için tebliğde bulunmasıdır. Yoksa, bir insana yiyecek içecek bir şey ısmarlamak veya giyecek bir şeyler vermek değildir gerçek iyilik. O yiyecekler bir müddet sonra biter. O elbiseler de nihayetinde yırtılır. Ve o kişinin üzerinde iğretidir. Bunların hiç kıymeti yoktur. Ama sonsuzluk alemine hazırlık için "iyilik", Allah'ın emirlerini kullarına tebliğ etmek ve yaptırmaktır.

    Üçüncü sır:

    "Kötülükten men eden". diyor ayet-i kerîme... Buradaki sır, "kötülük" (münker) kelimesindedir. "Kötülük" nedir? Kötülüğün en üst derecesi, tavanı, ufku, "şirktir, Allah'ı inkardır; tuğyan, İsyan, günah işleme, Allah'ın emirlerini yapmamadır. Yani Allah'ın emirlerinden kaçmaktır. İşte kötülük budur.
    Allahu Azîmüşşan. insanları kötülükten uzaklaştırmamızı istiyor. İşte bu kötülüklerin en kötüsü şirktir. Buraya kadar İnsanlar için seçilen topluluğun üç vasfından bahs edildi. Şimdi burada bu vasıflarla ilgili üç sır daha vardır. Yani bu üç vasıf kendiliğinden üç sırrı daha peşinden getirir Bunları da Önceki üç sırra ekleyelim:

    Dördüncü sır:
    Birinci vasıf: İlim.

    "Hayra çağıran..." ibaresinde geçen bu hayra çağırıcı insanlarda ne gibi vasıflar olmalı peki? Bu kimseler öncelikle alim, bilgili olmalıdır. Eğer bilgili olmazlarsa, neye çağıracaklar? Tevhid akîdesini bilmezlerse, diğer bilgilerden habersizlerse neye çağırabilirler? Bu hayra çağıran cemaatin mutlaka alim olması lazımdır. Görüldüğü gibi, hayra çağırmak, öncelikle alim olmayı gerektirir.

    Beşinci sır:
    İkinci vasıf: Takva

    "İyiliği emreden..." diye geçiyor ayet-i kerîmede... Peki bir kimse, başka birisine, "Namaz kıl". "Oruç tut" dese de kendisi yapmasa, ona demezler mı ki; "Sen niye kılmıyorsun. oruç tutmuyorsun, madem ki iyidir, sen niye yapmıyorsun?" İşte burada 'takva" gereklidir. Yani hayra çağıran topluluğun hem bilgili olması, hem de takva. sahibi olması lazımdır ki sözleri tesir etsin. Cenab-ı Hak da bir ayet-i kerîmede şöyle buyurmuyor mu: "Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?"
    İnsan tavsiye ettiği şeyleri yapacak ve nefsinde tatbik edecek ki, ondan sonra bu sözleri karşı tarata tesir edecektir.
    Demek ki bu topluluk hem bilgili, hem de takva sahibi olmalıdır.

    Altıncı sır:
    Üçüncü vasıf: Sabır

    Yukarıda zikrettiğimiz iki vasıf kafî midir? Hayır, kafî gelmez. İlk iki şart (bilgili ve tak vali olmak), ayette bahsedilen "iyilik" (ma'uf) içindir. Peki "kötülük" (münker) için ne lazımdır? Kötülük için ne demiştik? Şirktir, günahlara dalmaktır. İşte burada, bu tebliğ işinde, kötülükten sakındırma işinde insanın karşısına bazı zorluklar çıkabilir. Bu uğurda çalışanlara bazen küfür edebilirler, dövebilirler, hakaret edebilirler. Eğer sen de onlara aynı şekilde karşılık verecek olursan, onların seviyesine düşmüş olursun, işte burada insana sabır ve güzel ahlak gereklidir. İnsanda Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ahla eziyet ve hakaretlerine tahammül edebilsin.Bu konuda Asr Süresinde Allahu Azîmüşşan şöyle buyuruyor: "Asra yemin olsun ki, insan hüsrandadır. Ancak îman edenler, iyi işler yapanlar, hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç." (7)
    Burada "hakkı tavsiyeden sonra "sabrı tavsiye" denilmiştir. Niye "sabır" diyor Cenab-ı Allah burada? Çünkü sen hakkı tavsiye ettiğin zaman ekseriya kötülükle karşılaşırsın. Sana işkence yapılır, hakaret ederler.İşte bunlara tahammül etmek gerektiğine işaret ediliyor. Allah Teala hükmünü peşinen veriyor ; "sabırlı ol" diyor. Görülüyor ki burada kötülükten menetme hususunda ayet ayeti tefsîr ediyor.
    Evet, kötülükten sakındırmak için sabır lazımdır, güzel ahlak lazımdır insana. Güzel ahlak olmazsa insan ayniyle karşılık verir. Bu da çabalarını boşa çıkarır.* Demek ki Al-i İmran 104. ayette geçen "hayra çağırmaktan maksat, "tevhide çağırmaktır". "İyiliğe çağırmaktan maksat, "Allah'ın emirlerine çağırmak'. "Kötülükten sakındırmaktan gaye ise "şirkten, İsyandan menetmektir. Bu fiiller ise üç meziyet ister: Hayra çağıracak kişiler alim ve bilgili olmalıdırlar; İyiliği emredecek kişiler muttakî olmalıdırlar; kötülükten men edecek kişiler ise sabırlı ve güzel ahlaklı olmalıdırlar.
    Hz. Ali (k.v.) Efendimiz, bir savaşta düşmanla karşılaşmıştı. Ona Allah'a îman etmesin! emretti. Fakat karşısındaki îmana gelmedi. Çarpışırlarken Hz. Ali Efendimiz onu yere serdi. Tam öldüreceği zaman o müşrik, Hz. Ali Efendimiz'in yüzüne tükürüverdi. Bunun üzerine Hz. Ali (k.v.), onu bıraktı. Buna şaşıran adam, Hz. Ali'ye, eline fırsat geçmişken kendisini niçin öldürmediğini sordu. Hz. Ali Efendimiz ise; "Ben seni Allah İçin îmana davet etmiştim ve bu hareketleri Allah için yapıyordum. Sen ise tükürmekle benim nefsime hakaret etmiş oldun. Bu durumda seni Allah için öldürecekken, nefsim için öldürmüş olabileceğimden, Allah rızası için yapmış olduğum bir işe nefsimden bir öfke karışmış olabileceğinden korktum. O zaman seni Allah İçin değil, nefsim için öldürmüş olurdum. Bu yüzden seni bıraktım." diye cevap verdi. Bunun üzerine adam; "Madem ki bunu nefsin için değil, Allah için yapıyorsun, senin dînin haktır. La İlahe illallah, Muhammedü'r-Resülullah." diyerek müslüman oldu.
    İşte bu olayda, yukarıda saydığımız üç meziyetin de Hz. Ali (k.v.)'de toplandığını görüyoruz. Çünkü Hz. Ali ilim sahibidir, muttakîdir ve güzel ahlak sahibidir.. Kılıçla elde edilemeyecek sonucu güzel ahlakı ve salih ameliyle, takvasıyla elde etmiş ve bir insanın îmana gelmesine vesile olmuştur.*
    Ne güzel değil mi? Hakîkaten çok güzel. İşte bu ledün ilmidir. Bu ilmi kitaplarda bulmak zordur. Tefsirlere hiç bakmayın, bunları bulmak mümkün değildir. Ama ledün ilmi de yalnız başına yetmez. Ledün ilmine de zahirî ilim lazımdır. Abdülaziz Debbağ Hazretleri diyor ki; "Eğer bir mürşidde zahir ilmi yoksa yere batır, batın yoksa yine batır." Ledün ilmi olmadan Kur'an'ın hakîkatini anlayamayız. Zahirî ilim olmadan da olmaz. İkisinin birleşmesi lazımdır. Çünkü kemalât ikisindedir.Ledün ilmini misallerle aktarabilmek için zahirî ilim gerekir. Mesela zahiri bir bilgi olan yukarıdaki Hz. Ali kıssasını anlatmasam, bu manayı nasıl aktarabilirim? Ledünnî manaları biliyorum, ama onu kalıba dökmek için, anlatabilmek için zahirî ilim de lazımdır. Sırf ledün ilmi kafi gelmez. Her İkisi de lazımdır.
    Bize öyle keşifler, öyle sırlar gelir ki, onları dışarı vurmak mümkün değildir. Ama onları düşünür, güzel ve şerîata uygun bir kalıp bulur, onunla dışarı çıkarırız. Yani direkt olarak söyleyemeyiz. Elektrik enerjisini nasıl direkt olarak kullanılamıyor, trafo aracılığıyla voltlara düşürüyorsak, bize gelen bu sırtarı da açıktan açığa söyleyemeyiz. Söylersek bir Çok insan îmandan çıkar, isyan eder. Elektrik nasıl yakarsa insanı, bunlarda öyle yakar. Bu sırlar ancak zahirî ilmin kalıbına dökülerek açıklanabilir

Ve's-Selamü 'Ala Men İttebe'al-Hüda.

Dipnotlar

    1-Al-i İmran Suresi/133
    2-Al-i İmran Suresi/134
    3-Al-i İmran Suresi/135
    4-Al-i îmran Suresi/110
    5-Al-i îmran Suresi/104
    6- Saff Suresi/2
    7-Asr Suresi /l-3



Geri   Pencereyi Kapat