Yüreği Sevgi Dolu Bir Davetci

Bir Gönül Mücâhidi:

ABDULLAH FARUKİ el-MÜCEDDİDİ

(Rahmetullâhi Aleyh)


Besmele-i Şerife Şerhi

Abdullah Fârûkî el-Müceddidî(k.s.)
    Elhamdulillahi Rabbi'l-Alemin. Ve's-Salatu ve's-Selamu ala Resülina Muhammedin ve ala alihi ve eshabihi ve ezvacihi ve evladihi ve etbaihi ve zürriyyatihi ve ehli Beytihi ecmaîn.
    Cenab-ı Hakk'a hamdü sena ediyoruz. Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e tahiyyelerin en güzeli olsun.
    Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu: "Besmele'de otuz iki sır vardır. Bir kısmınız bunun ancak yedisini bilebilir. En çok on ikiye kadar açılır. Ötesini kimse bilemez. Ama Allah dilerse, beni vesile yapmak suretiyle onu da açar."

"Rahman" İsmi:

    Bizim gerek tefsirlerimizde, gerekse diğer kütüb-i İslamiyyede. Besmele' de Rahman ve Rahim sıfatlarının manası üzerinde durulurken bazı eksiklikler yapılmıştır. Cenab-ı Hakk'ın Besmele'de geçen "Rahman" ve "Rahim" sıfatlarından "Rahman" sıfatını; "Yalnız dünyada, îmanlı-îmansız müsavi olarak Allah'ın bütün insanlara aynı derecede yardım etmesi, ihsan buyurmasıdır." şeklinde açıklarlar. "Rahîm" sıfatını ise, "yalnız ahirette, kendisine ibadet eden insanlara in'am edici" olarak şerh ederler. Bu açıklamalar, bu fakire göre noksandır. Bunlara bazı hususları daha eklemek lazımdır. Gücümüzün yettiği kadar bunları şerh edeceğiz inşaallah.
    Cenab-ı Hakk'ın bu mükevvenatta yarattığı, yeryüzündeki imanlı ve imansız insanların istifade ettiği nimetler sadece zahiri nimetlerdir. Mesela; hava, güneş enerjisi, su, topraktan çıkan bütün maddeler; petrol, gaz, tahıl ve meyveler gibi.. İşte bütün insanlar bu maddi nimetlerden istifade ederler. Beşeriyetin müsavi olarak istifade ettiği bu nimetler, zahiri nimetlerdir. Cenab-ı Allah bunları herkese taksim etmiştir.
    Halbuki, "Rahman" isminin, diğer esmaü'l-hüsna ile de ilgisi vardır; bazı esmaların nurlarından kuvvet alır. Mesela, "Kerîm" sıfatından, "Basîr" sıfatından, "Kelam" sıfatından, "Semi'" sıfatından, "Adl" sıfatının nurlarından istifade eder.
    Allah-u Teala'nın "Adl" sıfatı gereği, dünyada kafirlere verilen nimetlerle müminlere verilen nimetler bir değildir. Çünkü ayet-i kerîmede; "Kim zerre ağırlığınca bir hayır yapmışsa onu görecektir. Kim de zerre ağırlığınca kötülük (işlemişse) onu görecektir." (1) buyurulmaktadır. Ortak olan nîmetler, maddî nimetlerdir. Saydığımız gibi;güneş enerjisi, hava, ışık, ay, yağmur, gökyüzü, toprak, topraktan çıkan şeyler vb. Amma bir de manevî nimetler vardır ki; onlardan kafirler istifade edemezler, onlara bu nimetler kapalıdır. Bunlardan yalnızca müminler istifade ederler. Mesela:
    -İman nîmeti kafirlere yoktur, müminler içindir. Bu nimetten ancak müminler istifade ederler. Bu nîmet kafirlere kapalıdır.(Kafir olarak kaldıkları müddetçe). Çünkü kafirlerden bir grup olan Hıristiyanlarda "teslis" inancı vardır. Teslis de; Allah'a "muhterem peder", Hz. İsa'ya "Allah'ın oğlu", Cebrail(a.s)'e de "Kutsal Ruh" denmektir. Kur'an-ı Kerim'den Cenab-ı Hakk'ın vahdaniyetine delil; İhlas Süresi'dir. İman nîmeti "tevhîd akîdesi"dir. Tevhîd akîdesi, iki bölümden oluşmuştur:
    1- Tağut, put ve sahte ilahları nefyedip Allah'ın vahdaniyetini ikame etmektir.
    2- Hz. Muhammed (s.a.v)'in risaletini kabul etmekten ibarettir. Tevhid akidesi yalnız "La ilahe illallah" demek değildir. Yalnızca "Muhammedü'r-Resulullah" demek de değildir. Tevhid akidesinin aslı "La ilahe illallah Muhammedü'r-Resulullah "dır. Buna da "şehadeteyn" (iki şehadet) denilir. Bu ikisi beraber zikredilmedikçe gerçek manada tevhîd akidesi gerçekleşmez. Hatta Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "And olsun ki onlara (kafirlere); 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan, onlar; 'Şüphesiz güçlü olan, her şeyi bilen Allah yarattı' derler." (2)
    Hakikatte bu ayetten de anlaşılıyor ki müşriklerin kabul etmediği Cenab-ı Hakk'ın varlığı değil, Resulullah Efendimiz'in risaletidir. Öyle ki müşriklerin başlarından Velid bin Mugire. Peygamber Efendimiz'e hitaben; "Allah, iki şehrin ulusu varken bir yetim seni mi buldu Peygamber olarak gönderecek." demiştir.
    -Cenab-ı Hakk'a sevgi ve saygı nimeti de yalnız müminlere verilmiştir. Yine kafirlere bu nimet de kapalıdır.
    -Cenab-ı Hak ile konuşma nimeti de yalnızca müminlere nasip olmuştur. Kafirlere kapalıdır. Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Allah Musa ile gerçekten konuşmuştur." (3)
    -Rü'yet (görme) nimetini de Cenab-ı Hak yalnız müminlere nasip etmiştir. Dünya'da ve Ahirette Kafirlere yine kapalıdır.
    -İşitme de hakeza müminler içindir; kafirler işitemezler, onların kulakları, kalpleri kapalıdır. Cenab-ı Hak bir ayeti kerimede kafirlere hitaben: "Allah onların kalplerim ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır" (4)
    Bu manevi nimetler, Allah'ın saydığımız sıfat ve esmasının sırlarındaki manevi rahmet, yalnız iman eden müminler içindir. Hem de dünyadayken kafirler bunlardan istifade edemezler. İşte Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz miraçta Cenab-ı Hakk'ı baş gözüyle görüp konuşmuştur. Bu, kafirlere asla nasip olmayacak bir nimettir. Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v), Cenab-ı Hakk'a aşk ve sevgide doruk noktaya erişmiştir. Kafirler ise Cenab-ı Hakk'ı sevmemişlerdir; onlar da aşk da yoktur: Böylece aşk nimetinden de mahrumdurlar.
    Böyle sayılmayacak kadar çok manevî nimetler vardır. Daha nice nimetler vardır; ilhamlar, keşifler gibi... İşte bu nimetler yalnız müminler içindir. Bu kapılar îmansız kulların hepsine kapalıdır.

"Rahim" İsmi:

    Alimlerimizin tefsirlerinde ve sair kütüb-i İslamiyyede "Rahim" ismi hakkında yer alan; "Ahirette, iman edenlerin îmdadına yetişti, diğerlerine değil!" şeklindeki açıklamalar da noksandır. Burada da Cenab-ı Hakk'ın bazı sıfatları ve esmasının, -mesela Rezzak ve Adl sıfatının- nurları Rahim esmasının nurlarıyla birleşerek tecellî ederler. Bu tecelliler şu şekildedir.
    Cennette ve cehennemde Cenab-ı Hakk'ın "Rezzak" sıfatı tecellî edecektir. Bundan hem müminler, hem de kafirler nasiplerim alacaklardır. Ama müminler cennet taamları yiyeceklerdir, kafirler ise cehennem taamları yiyeceklerdir. Rızıklarını ondan alacaklardır ki, onun bir yudumu ciğerlerini parça parça eder. Günde yetmiş bin defa parçalanır, tekrar yaratılır ki, azapları daha fazla işlesin diye...
    "Adl" sıfatı da ahirette tecellî edecektir. Cenab-ı Hak (c.c), kafir olanlardan mesela Hıristiyanlara, bu kadar nimetlerini gördükleri halde neden birliğini tasdik etmediklerini, niçin şirk koştuklarını, niçin Hz. İsa'yı "Allah'ın oğlu" olarak tanıdıklarını, Allah'ı ise "peder" kabul ettiklerini soracaktır. O zaman bir şey söyleyemeyecekler, doğruyu ikrar edecekler ve ebedî cehennemde kalacaklardır. Bu, Allah'ın "Adl" isminin bir gereğidir.
    Bu açıdan bu tür nimetler, yalnız mü'minler için değil, kafirler içindir de... Nimet, ama acı nimettir. Zakkum ağacının meyvelerini yediği zaman bağırsakları parça parça olur. Ama müminler cennet nimetlerini yedikçe onların ağızlarının suyu akar, o kadar lezzetlidir cennet taamları, işte Allah Teala'nın bu sıfatları, kafirler için de tecelli edecektir, yalnızca müslümanlar için değil. Ahirette müminler Cenab-ı Hakk'ı çokça görecekler, O'nunla konuşacaklar ve diğer nimetleri de tadacaklardır. İşte konunun başında verdiğimiz Besmele ile ilgili hadis-i şerifin sırrı bu noktalarda tecelli ediyor. Yani Efendimiz (s.a.v); "Onda otuz iki sır vardır. Bir kısmınız bunun ancak yedisini bilebilir. (Seçkinlere) en çok ön ikiye kadar açılır. Ötesini kimse bilemez. Ama Allah dilerse, benim vesilemle onu da açar." buyurmuştur.
    Kur'an-ı Kerîm, Peygamberimiz'in en büyük mucizelerinden biridir. Mucize olmak hasebiyle, içindeki sırların sadece zahiri bilgilerle çözülemeyeceği ortadadır. Bir ayetin sadece zahirî manasıyla, yani mealiyle çözülebileceğini sanmak doğru değildir. Ancak Cenab-ı Hak, ayetlerini kendi ayetleriyle tefsir ediyor, fakat bunu da işin ehli anlayabilir.

--------------------
Kaynaklar:
1-Zilzal Süresi/7-8.
2- Zuhruf Süresi/9
3-Nisa Süresi/164
4- Bakara Suresi/7


Geri   Pencereyi Kapat