Yüreği Sevgi Dolu Bir Davetci

Bir Gönül Mücâhidi:

ABDULLAH FARUKİ el-MÜCEDDİDİ

(Rahmetullâhi Aleyh)


Kötülüklerin Kaynağı Nefs ve Kalplerin Pası (Rayn)

Nisa 79 ve Mutaffifin 14. Ayetlerin Tefsiri

    Cenâb-ı Hakk Nisâ Sûresi'nin 79. âyetinde insanın işlemiş olduğu iyilikleri ve kötülükleri Kur'ân-ı Mecîd'inde şöyle haber vermektedir: "Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir."

    Yine Allahü Zülcelâl, Kur'ân-ı Azîmüşan'da Mutaffifîn Sûresi'nin 14. âyetinde şöyle buyurmaktadır: "Hayır, Hayır! Onların işleyip kazandıkları şeyler kalplerinin üzerinde pas olmuştur."

    Bu âyetin başındaki "Kellâ" kelimesi red ve zecr içindir. Yani o, öncekilerin bâtıl hikâyeleri, efsâneleri değildir. Tirmizî'de Ebû Hüreyre (r.a)'in Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz'den şöyle işittiği rivâyet olunur:
    "Mü'min bir günah işlediği zaman, onun kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o kişi tevbe edip (nefsini o günahtan) çekip çıkarır ve (Allah'tan) mağfiret dilerse, kalbi (o pastan) kalaylanıp temizlenir. Eğer mü'min günâhı fazlalaştırırsa, kalbindeki siyah iz fazlalaşır. İşte Allah'ın Kitâbı'nda buyurduğu "rân" budur."

    İşte Mutaffifîn Sûresi'nin 14. âyetinde geçen "râne" fiili bu mânâyı taşımaktadır. Tirmizî' "Bu hadîs hasen ve sahihtir." demiştir.
    Mücâhid; "Kişi günah işleye işleye günahlar kalbini kapladığı ve kalbini tamamen örttüğü zaman 'kalbine rayn çökmüş' denilir." diyor.
    Evet günahlar çoğaldığında kalb kalbur gibi olur. Artık hiç bir hayra kulak vermez ve orada herhangi bir yararlı iş sâbit olmaz, dökülür.
    Ebû Muâz en-Nahvî şöyle der: "Rayn kalbin günahlardan simsiyah kesilmesi demektir. Tab'; kalbin tamamı siyah olup üzerine mühür vurulması demektir."
    Zeccac; "Rayn pas gibidir. İnce bir duman gibi kalbi kaplar." diyor.
    "Kıfl" ise tab'dan daha korkunçtur. Kıfl; "kilit" mânâsına gelir. Yani kalb bir nevi kilitlenir. O kalb artık hiç bir hayır işleyemez olur ve o kalbin sahibi tamamı ile şerre yönelir.

Allah'ın Sevgisine Sebep Olan İyilikler

   
Yukarıdaki âyet-i kerîmelerde kötülüklerin kaynağının nefs olduğu, işlenen kötülüğün ise insanın kendi kazancı sonucu meydâna geldiği ve bu kötü kazancın da kalbin üzerinde pas (rayn) oluşturduğu ifâde edilmektedir.
   
Peki Allah'ın bir lutfu olan iyilikler, insanın kalbinde nasıl bir etki yapar? Bu husûsu düşündüğümüzde konunun iyilik, sevgi ve hidâyet yönüne ışık tutan aşağıdaki âyet-i kerîmeyi tefekkür etmekte fayda vardır:
   
Allahu Teâlâ Kehf Sûresi'nin 17. âyetinde hidâyet hususunda şöyle buyurmaktadır:
    "Allah kime hidâyet verirse, işte o Hakk'a ulaşmıştır. Kimi de hidâyetten mahrûm ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın."    

Cenâb-ı Hakk ilk önce kulunu sever. Sevince, onun kalbine sevgi tohumunu atar. Böylece Rabbü'l-Âlemîn o kulu sevdikten sonra ona hidâyeti nasîb eder. Böylelikle onun günahlarını affeder; velev ki en büyük günahları irtikab etmiş olsa bile. Artık kul Cenab-ı Hakk'a sevgi duyar.
   
Bundan sonra Cenâb-ı Allah kulunu kendisine çeker. Hazret-i Allah (c.c) mekândan münezzeh olduğu için o kulunu Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz'in vâsıtası ile çeker. Artık o kul Resûlullah (s.a.v) Efendimiz'i aramaya başlar. Eğer o kulun Allahu Azîmüşşânı dost edinme nasîbi varsa o kulu Efendimiz (s.a.v)'in kontrolünde bir dostuna havâle eder. O Allah dostu onu mânevî olarak terbiye ederken kalbindeki Allah sevgisinin nüvesini yeşertmeye başlar. Böylece Allah sevgisi onun kalbinde yeşerir.
   
Nitekim Cenab-ı Hakk bir hadîs-i kudsîsinde Hazret-i Dâvud (a.s)'a hitâben: "Ey Dâvud! Benim dostuma dost ol, düşmanıma düşman ol. Ve beni kullarıma sevdir." buyurduğunda Hazret-i Dâvud (a.s): "Yâ Rabbi! Dostuna dost düşmanına düşman olurum. Ama sen Rabbü'l-Âlemin iken ben senin kullarını sana nasıl sevdireyim?" demiştir. Bunun üzerine Hazret-i Allah (c.c): "Yâ Dâvud! Benim kullarıma sen benim afv ve rahmetimden bahset. Ben onların kalbindeki sevgi fidelerini yetiştiririm." buyurmuştur.
   
Aslında o kalbe sevgi tohumunu atan doğrudan Hazret-i Allah (c.c)'dır. Allah dostunun konuşmaları su ve güneş mesâbesindedir. Bu konuşmalar tıpkı su ve güneş gibi o tohumun yeşermesini sağlar. O Allah dostunun bu konuşmaları, o kulun kalbinde hem Allah'a ve hem de Resûl-i Ekrem Efendimiz'e olan sevgisini ziyâdeleştirir. Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz'e sevgisi doruk noktaya ulaşınca, ehlibeytinin ve sahâbesinin sevgisi açılır. İşin özü budur. Hidâyet yolunun aslı da budur.
   
Ehlibeyte ve sahâbeye sevgi olmadan Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz'i sevmek mümkün değildir. Kalbde bir sevgi tohumu nüvesi vardır. Bu tohum hidâyet ve aşk nüvesidir ve bu nüveyi yeşertecek bir sohbet gereklidir. İşte Allah dostunun bu sohbetleri bu kalbdeki aşk nüvesini yeşertir.


Geri   Pencereyi Kapat