» Anasayfa
» Abdullah Faruki (ks)
» İlm-i Farukiyye
» Evrad-ı Farukiyye
» Salavat-ı Farukiyye
» FARUKÎ Sohbetleri
» Hadis Ezberleyelim
» Halakadan Gönüllere
» İlahiler
» Klipler
» Duvar Kağıdı
» Dosya İndirme
» Şiir Köşesi
» Kaza Namazı Takibi
» Bize Ulaşın
» Site İçi Arama
» Rehberdergisi.Com





  • Radyo Faruki
  • Anma 2002
  • Anma 2004
  • Adım Tv
  • Belgesel Tv
  • Dost Tv
  • TV5
  • STV
  • 3GP Dosyalar
  • AMR Dosyalar



  • İki Cihan Serveri Resûl-i Ekrem (s.a.v)



    I- EDEB VE HAYASI:
    Hz. Peygamber , örtüsüne bürünmüş bir kızdan daha utangaçtı, aşırı hayasından ömründe hiç bir adamı azarlamamış, yürürken sükûnetle yürümüş, hiç bir zaman kahkaha ile gülmemiştir.
    O devirde Arabistan’da ve diğer memleketlerde edep ve hayaya dikkat edilmez, Araplar çırılçıplak yıkanırlar, hattâ Kâbe’yi çırılçıplak tavâf ederlerdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu âdetten, kötü ahlâktan tiksinirdi. Hattâ bu yüzden hamamlardan sakınılmasını emretmiştir. Ancak peştamal kullanarak hamamlarda yıkamağa müsâade etmişlerdir. Allah’ın Resûlü, hayâsından halk içerisinde, kalabalık yerlerde çarşı ve pazarlarda yüksek sesle konuşmazdı. Hoşa gitmeyecek sözleri hiç söylemezdi. Yine hayâsından hiç kimsenin yüzüne sâbit bir şekilde bakmazdı. İnsanların görülmesini istemedikleri yerlerine ve kusurlarına bakmaz, görse bile başını çevirirdi.
    Allah’ın Resûlü, insanları hayâya teşvîk edere, hayânın, îmânın bir parçası olduğunu ifâde buyurur, onları harama girmekten korurdu.
    “Haya imandandır.” (Hadîs-i şerîf)

    II- ŞEFKAT - MERHAMET:
    İyilik ve merhamette o’nun seviyesine kimse ulaşamaz. Kuvvetli ve zayıf, fakir ve zengin hâllerinde, bu iyilik ve merhamet vasıfları dâimâ o’nun büyük şahsiyetinin aynası olmuştur. Rahmet kendilerini kuşatmış, iyilik ve merhametin önderi olmuşlardır.
    O’nun merhameti bütün insanlara şâmil, ihsan ve iyiliği hem mü’min hem de müşriklere vasıl olmuştur. Büyük kalbine ve geniş merhametine en yakın olanlar fakirler, zayıflar ve âcizlerdi. Fakirlere karşı beslediği sevgi, Allah’tan dünyâ ve âhirette onlarla berâber olmayı isteyecek dereceye varmıştır.
    Hayâtı fakirlerle berâberdi. Evinde ve elinde ne varsa onların olurdu. Fakirlere son derece yakındı.
    O, ümmetine daima iyilik ve merhametle muamele etmiş, köle ve câriyelere, çocuklara, düşkünlere ve bütün canlılara merhametle muâmele etmelerini emretmiştir.
    O’nun merhameti düşmanlarına bile şâmildi. Örneğin Uhud’da kendileri yaralı, amcası parçalanmış, yardımcıları ölmüş, yaralanmış ve dağılmış bir hâlde iken düşmanlarına bedduâ etmesi istenince duâ ettiren işte bu rahmetti. Ona işkence eden ve de kendilerini kovan Sakîflilere, Tâif günü duâ ettiren yine o merhametti.

    III- HZ PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V)’İN İNSANLARLA İLİŞKİSİ:
    Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in örnek alınması gereken bir yönü de beşerî ilişkilerdir. O’nun bu yönü, kişiliği ve ahlâkî karakterlerini yansıtır. O’nun diğer insanlara karşı olan davranışlarda, bütün devirler boyu insanlığın örnek olabileceği mükemmellikleri görürüz. O en iyi müslümanı “Ahlâkı en güzel olanıdır”diye târif etmiştir. O hiç bir zaman insanların kusurlarını araştırmazdı. Tecessüsü başkalarının kusurlarını da gizli hâllerini merak etmeyi bile yasaklamıştır. Ağzından asla kötü söz çıkmazdı. Kimsenin hatâsını yüzüne vurmazdı. Kimseyi ismiyle ihtâr etmez, gördüğü hatâları; “Halk şöyle yapıyor...” diyerek kimsenin ismini vermeden tenkit eder, hatâyı düzeltirdi.
    O çok merhametliydi. Uhud’da tepesine kılıçlar yağarken bile; “Ya Rabbi, bu insanları affet, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar” diye duâ ediyordu. O, kendi nefsi için hiç kimseden intikam almamıştır. Hiç bir köle ve câriyeye vurmamıştır. Hiç bir hayvana bile dokunmamıştır.
    O çok alçakgönüllü idi. Bir gün huzûrunda korkudan titreyen bir adama şöyle demişti:
    “Öyle titreme. Ben kral ve cebbar bin insan değilim. Kureyş’ten kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum.”
    Tevâzû, şefkat, sabır başkalarını kendine tercih, cömertlik, ahde vefâ, o’nun şahsiyetinin hiç ayrılmayan vasıflarıydı. Önemsiz bir kimsenin bile dâvetini kabûl etmediği, küçük de olsa hediyeyi reddettiği görülmemişti.
    İnsanlara önce kendisi selâm verir, büyük-küçük herkesle konuşur, biriyle el sıkıştığı zaman elini ondan evvel çekmezdi. Bir meclise geldiğinde nerede boş yer varsa oraya otururdu, yer vermek için insanların kalkmasından hoşlanmazdı.
    O asla kaba ve darkafalı değildi. Onun gönlü hep iyilik için çarpardı. Tâif’te uğradığı ağır hakaretlerden sonra sığındığı bir üzüm bağından; “Ya Rabbi, beni kime emanet ediyorsun?” diye hayâtının en dokunaklı duâsını yaptığında; “Eğer isterse o insanların üzerlerine dağları yıkabileceğini” söyleyen Cebrâîl’e yaşlı gözlerle şöyle demişti;
    “Hayır, ben bunu istemem. Bunun yerine Allah, onların sulbünden sadece Allah’a ibâdet ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmayan bir nesil çıkabilir. Ben onu isterim Rabbimden....”
    O hep güleryüzlü idi. Karşısındakine daima güven telkîn ederdi. Meşhur Yahûdî âlimi Abdullah b. Selâm o’nun mübârek yüzünü gördüğünde; “Bu yüz yalancı yüzü olamaz” diyerek müslüman olmuştur. Bir mü’minin, din kardeşini güleryüzle karşılamasını dahi ibâdet ve hayır telakkî etmiştir.
    O son derece doğru sözlü ve güvenilir biri idi. Daha peygamber olmadan “el-Emîn” insan unvânını almıştı. Müşrikler o’na inanmadıkları hâlde, doğruluğunu bildikleri için, o’na emânet olarak en kıymetli şeylerini verirlerdi. O da Mekke’den hicret ederken bu emânetleri sâhiplerine vermek üzere Hz. Alî (r.a)’yi geride bırakmıştır.
    Düşmanın şâhitliği, şâhitliklerin en makbûlüdür, denir. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bu yönünün o’nun en büyük düşmanı Ebû Cehil’den dinleyelim;
    “Biz sana asla yalancı demiyoruz. Çünkü senin ne kadar doğru sözlü ve güvenilir biri olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat biz Allah’tan getirdiğin âyetleri inkâr ediyoruz.”
    Bunun üzerine Allah Teâlâ; “Onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.” (En’âm/33) âyetini indirmiştir.
    İşte bu vasıflarıyla o, dost ve düşman herkesin sevgilisi ve güvencesi hâline gelmişti. Hz. Hamza (r.a)’nın ciğerini söküp boynuna gerdanlık yapan ve Mekke’nin fethinde müslüman olan Ebû Süfyân’ın karısı Hind’in şu sözleri ne kadar mânidardır;
    “Ey Muhammed (s.a.v)... Bu güne kadar yer yüzünde en çok nefret ettiğim yer senin yanındı. Fakat bugün yer yüzünde en çok sevdiğim yer senin yanında olmaktır.”
    O bütün müsbet vasıfları ile insanî kıymetleri, bütün erdemleri şahsında toplayan yegâne varlıktır. Her yönüyle büyük ve mükemmeldir. Hiç bir sahada eksik ve kusurlu değildir. Hiç bir hususta küçülmemiştir. Bu bakımdan o, her sâhada herkesin en şaşmaz rehberi ve önderidir.

    IV - HZ. PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V)’İN ŞEMÂİLİ:
    Her yönüyle insanlığın güzel örneği ve önderi olan Hz. Kibriyâ (a.s) ayrıca her yönüyle de insanlığın en ideal örneğidir. Peygamberimiz (s.a.v)’in şemâili, yâni fizikî yapısı hakkında da bir kaç cümle arz edelim:
    Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in boyu, uzunla orta arası idi, ama kiminle yan yana yürüse yine de ondan uzun boylu görünürdü.
    Cildi ipek kırmızısı ile pembe karışımı bir beyazlıkta idi.
    Nur dolu bir çehresi vardı. Câbir b. Semüre; “Mehtaplı bir gecede bir Resûlullah (s.a.v)’in yüzüne, bir de ayın yüzüne baktım, Resûlullah (s.a.v)’in yüzü daha parlaktı” der.
    Teri misk gibi kokar, ter damlaları yüzünde inci gibi parlardı. Mübârek başları büyükçeydi. Saçları koyu siyah ve dalgalı, alnı açık, kaşları ince ve uzundu. Gözleri büyük ve siyahtı. Saçlarını devamlı tarar ve koku sürerdi. Hiç bir ağız ve diş, o’nunki kadar güzel değildi. Uzun ve ölçülü bir boynu vardı.
    Göğsü ile karnı aynı hizâda idi.
    Baldırları ince, ayakları kalın, büyük ve uzunca idi. Yürürken ayağını yerden kuvvetle kaldırır, sağa-sola sallamadan en sağlam bir erkek edasıyla yere tam basardı.
    Vücudundan nefis bir koku yayılırdı.
    Enes b. Mâlik (r.a) şöyle der;
    “Bütün ömrümde Allah Resûlü’nün elinden daha yumuşak ne bir ipek en de bir kadifeye dokunmadım.”
    Hz. Peygamber (s.a.v)’i tanımak, anlamak ve sevmek bizim için hayâtî derecede önemlidir. O’nun üstün vasıflarını ve örnek hayâtını çok iyi bilmeliyiz. Gelişen ve değişen dünyâ şartlarına yön verecek şekilde yeniden tanımalı ve tanıtmalıyız. Bu tanıma ve tanıtma kampanyası; siyâsî anlaşmazlıklar, terör, felsefî ve ideolojik çalkantılar içinde bulunan insanlığa sürekli bir rahatlama ve huzur getirecektir.

    Şâir diyor ki:
    Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin Efendim
    Hakk’tan bize Sultan-ı Müeyyed’sin Efendim.
    Şeyh Gâlib

    O’nu anlayabilenlere ve o’nun sevgisiyle dolup taşanlara selâm olsun..


    Arif Çağlar

    Bize Ulaşın Ana Sayfa Rehber Dergisi E-Kart Chat Odası Forum E-Mail